Keten's profileKeten'in DünyasıPhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
January 17 Ahh eski günler, ahh yeni günler, ahh stephane, ahh arda, ahh ahhÇok enteresan. Gerçekten çok enteresan. En son yazdığım entry tam olarak da tembelliğim ve güncelleme konusundaki üşengeçliğim hakkında ve ben ondan yaklaşık 2 sene sonra yeniden entry giriyorum. Hani kararlılığım, irademin kuvvetliliği ne kadar da ortada değil mi!
Tabi, doğrusunu söylemek gerekirse facebook'un çıkması; mac olan yeni bilgisayarımın gayet eski moda bi msne sahip olması, space'ten mpace'ten bahsetmemesi; ÖSS ve ardından üniversite ve çalışmadığım zamanda da sahip olduğum sınırsız tembellik!
Allah'tan çok sıkıcı bir hayatım var da, fazla bi gelişme olmadı.
Alt tarafı sergi açtım, İngiliz kraliçesi liseme geldi, Euro2008 gibi muhteşem bir futbol şampiyonası gerçekleşti, anneannemi kaybettik :(, ÖSS'de tam istediğim puanla tam da istediğim yeri kazandım, hayatımda ilk defa Rize'ye gittim ve muhteşem yerler gördüm, kuzenim Aşk-ı Memnu'da aldığı rolle baya bi popülerlik kazandı, Stephane'ım Lambiel'im artık yarışmalara katılmayacağını açıkladı ve ben.. ben.. tam, evet tam da bir ay evvel ARDA TURAN VE MİLAN BAROSLA YEMEK YEDİİİİİİİM! Caps'le yazı yazmayı sevmem ama bu kadar 'capital' bir olay ancak 'capital' harflerle yazılabilirdi.
Şanslısınız hayatımı düzene sokmak, beynimdeki tüm bu çöplüğü yazıya aktarıp beynimi formatlama arzusunu uyandırdı dolayısıyla tüm bunları bir yere yazıp unutacağım. Belki de tüm çabalarıma rağmen yazdığım yazıları facebook'taki blogumda yayınlayamamamın nedenidir space'te yayınlayacak olmam, kimbilir...
Başlangıç olarak açtığım sergi ile ilgili blogun linkini veriim, her bi tarafa yükledim fotoğrafları, buraya yüklemiycem, ordan bakın :d
http://acakyordimis.blogspot.com/
İngiliz Kraliçesi de tatlı yaşlı bir kadın.
O halde sırayla Euro2008'i, ÖSS 2008'i, Rize'yi, kuzenimi, Lambiel'i, veeeee Arda'yı yazmalıyım.. Ama her gün bir tane... Şimdiiii 'oda toplama vakti'! May 20 GÖLGELERBiz birer gölgeydik Mutluluğu ya da hüznü, Huzuru ya da yası, Heyecanı ya da sıkıntıyı Yaşamadık, gölgeledik. Yıllar geçti böyle, Yağmura hazır bulutların renginde… Çiseledik ama yağmadık, Gördük ama bakmadık, Hayallerimiz vardı ama umut etmedik, Biz birer gölgeydik. Sonunda Gözlerimizdeki ışık söndü, Gölgeler bile görünmez oldu; Yapmacık da olsa Rolümüzü sürdüremez olduk. Biz hiç yaşamadık Ama -her nasılsa- öldük. Yeniden başlamakEn son güncelleştirmem 10 Aralık'ta olmuş. Az zaman değil hani. Bir de düşünürsek arada gelip geçen buz pateni şampiyonalarını, eurovisionu, gelmek üzere olan Karayip Korsanlarını, doğumgünümü, babamın ve ablamın ve hatta Stéphane'ın doğumgünlerini, ödül kazandığım şiir yarışmalarını, berbat geçen sınavlarımı, kestirdiğim saçlarımı... Hatırlayamadığım daha pek çok insanları bilgilendirdiğim konu var ve ben yaklaşık 6 aydır görevimi yerine getirememişim. O kadar tembeldim. Özür dilerim.
Spaceimi güncelleştirmeye karar vermem için 2000 parçalık bir puzzle'ı bitirmem gerekti. Bir şeyleri tamamlayabileceğime dair bir güven var şu an içimde, geçici olmadığını canı gönülden umduğum. Ama kıyafetlerimin bir kısmını, aşırı yazlık olanlarını eski evden yeni eve taşıyınca geçici olduğu şüphem azaldı. Ataleti yenmek konulu kitapların göseremediği etkiyi puzzle geç de olsa verdi ve üşengeçliğimi bozdum.
Bozdum bozmasına da, nerden başlamak gerekirdi ki birşeyleri toparlamaya. Koca bir senede yarım yamalak öğrendiklerimi tam anlamıyla anlamak için üç haftam, dönem ödevime başlayıp onu bitirmek için beş günüm, sekreterliğini yapmış gibi gözüktüğüm Fizik Kulübü'nün sekreterlik işleini bitirmek için de Haziran'ın bilmem kaçına kadar, şunun için bu kadar onun için bu kadar vaktim var ve vakit çok hızlı geçiyo!
Ben -her zaman olduğu gibi yine- kendimi anlatarak başlıyorum.
Üstelik nerde kaldığımı bilmediğim için, yeniden, yeniden başlıyorum.
Vatana millete hayırlı olsun.
Tabi bu arada tamamen boş durmuş değilim. resim çizdim. resimlerimi buraya eklemek yerine zaten yüklü oldukları adresin linkini veriyorum, güle güle kullanın:
December 10 ÖzgürlükÖzgürlük nedir; uçabilmek mi? Hep uçan bir kuş için uçmak sıkıcı bir eylem haline gelmemiş midir? Özgürlük nedir; dilediğince konuşmak mı? Konuşmaya zorlandığında susmak istemez misin? O halde özgürlük yapamadıklarımızın hayalidir. Ve bilgi… Bir insanın ulaşabileceği en uç bilgi, tahminen, hayatın anlamıdır. Peki hayatın anlamını bilmenin sorumluluğu bizi kısıtlamaz mı? Ya da geleceği bilmek, bugünkü sınırlarımızın farkına varmayı ve tek özgür olduğumuz mekan olan hayallerimizden vazgeçmeyi gerektirmez mi? O zaman, ne kadar az şey yapabilirsek o kadar özgürüz, ne kadar az bilirsek o kadar. Yıldızlar kadar özgürüm bu gece, onlar kadar bilinçsizim. Bu karanlıkta onlar kadar umursamıyorum; varlığımı ya da yokluğumu, ya da ne olduğumu. Ben etrafımdan soyutlanmış, farkındalığımı kaybetmişim. Ama yakında doğacak olan Güneş yine aydınlatacak unutmak için zorlandıklarımı. Yine bir sorumluluk, yine bir uç ve de bir bucak gelecek. Ve gelecek. Kaygılanmamak için fazla bilinçliyim sanki. Cehaletten gelen bir cesarete sahip olup, her şeyi yapabilecek kadar özgür olduğumu düşünmek isterdim. Her şeyin düzgün, sorunsuz olacağına inanabilmek de güzel olurdu. Diğerlerinin özgürlüğünün de bana zarar vermeyecek düzeyde olduğunu, kalbimin hiç kırılmayacağını düşünebilmek, düşüncelerimin sonucunda bir yarayı onarmak için söylediklerimin bende bir yara oluşturmayacağından emin olmak… Güzel olurdu, aslında hiç düşünmemek, aslında hiç bilmemek. Özgür olurdum, kuşların olduğu -ya da olmadığı- kadar. Özgür olurdum, hayallerimdeki gibi. Özgür olurdum, yıldızlar kadar. November 19 Biliyo muydunuz?Plütonun yeni adının 134340 olduğunu...
[ve ayrıca artık özel isimlerden sonra gelen iyelik eklerinin kesme işaretiyle ayrılmadığını (yane "Plütonun"'da yazım yanlışı yok)] SONBAHAR
Yağmur yağıyor bardaktan boşalırcasına. Islanmamak için altına sığındığım şemsiyemi tutuşumdaki beceriksizlik, etrafımdaki insanları gözlerini parçalamakla tehdit etmeme neden oluyor. Aldırmıyorum. Kendi hâlimde yürümeye devam edip, atmosferin bu güzel rengini ve onun kaynağını düşünüyorum. En çok, en çok o dökülen yaprakların rengini severim ben. Bazen sarı-yeşil, bazen kırmızı, çoğunlukla turuncu. Ve her zaman burnumda, yağmurdan sonra gelen o toprak kokusu. Sonbahar rengârenk, sonbahar turuncu... Çoğu edebiyatçıya göre ölüm mevsimidir o. Ayrılık, yaprak dökümü… Ama ölüm olmak için yeterince siyah değil güz, ayrılık olmak içinse fazla güzel. Ama yine de o, ‘yalnızlık’ demek benim için. Çünkü kimse ondan benim kadar zevk almıyor ve kimse yoluma serilen halının o eşsiz –yaprak- dokusunun üzerinde yürürken bana eşlik etmiyor. GünlükSevgili Space,
Açtım James Blunt'ı uzun zaman sonra, sırf bu ana soundtrack olsun diye. Jazk Sparrowlar'la kapladım MSNimi, ve bunu yaparken tek bir amacım vardı; eski alışkanlıklara geri dönmek, çünkü onlara geri dönmek beni ders çalışmaktan zevk aldığım o eski ortama götürecekti. Coniler orda, okul formam burda, kitaplar şurda... Ama bir eksik var spaceim, bir eksik...
O eksik ki çok büyük...
O yara ki çok derin...
O eksik:
"Sims 2"
O eksik:
"Yahşi Coni ve Sülalesi"
Günlerden bir gün , hatırlamıyorum ama 13 Cuma olması muhtemel, aklıma simsime diğer expansion peackleri yükletmesini umduğum muhteşem parlak bir fikir geldi.ben de mantıklıdır ki o fikri uygulamak istedim. Uygulamam sonunda simsim kafayı yedi ben de saveleri bi dvdye kaydedip tüm simsi sildim. Yeniden yükleme çalışmalarımın ilk aşamasında evimin karanlık ve derin bölgelerinde saklanmış olan sims cdlerimi bulamayınca B planına geçerek yeni bir sims seti al(dır)dım. Yine tüm parlak fikirlerimi uygulamama rağmen , (ki bunların arasında windowsu hiç sims çalıştırmamış olduğuna inandırmak da vardı) işe yaramadı. Sadece daha da simssiz kaldım.
Şimdi ablamın bilgisayarında, yane ölümden dönmüş Vahit'te var Sims, yepisyeni haliyle.
Orda minik bi ailem ve bi brezilya dizisi başlatacak potansiyelim var.
Ama hiç bir şey senin gibi olmıycak yahşi Coni, ve sülalesinin üyeleri Dantress, Hansi...
yoksunuz şimdi belki, ama DVDmde yaşayacaksınız.
Arkada James Blunt çalarkene, hüzünlüyem günlük....
Çünkü bir final bölümü bile çekemedim!
|
Keten'in DünyasıTasarımcı Hatun Kişi
|
||||
|
|